Enerji günümüzün modern yaşamında olmazsa olmaz ihtiyaçlarımızdan. Lakin enerji üreteceğiz derken yaşadığımız doğal ortama da etkileri yıllar sonrasında anlaşılabilecek zararlar veriliyor.
Paylaşın:
2017-03-14 07:44:10

Yenilebilir enerji türlerinin üretiminde nispeten fosil yakıtlara göre çevreye daha az zarar verildiği biliniyor artık. Ama yine de bu konuda bölgede yaşayan insanların haklı endişeleri mevcut.

Misal jeotermal enerji üretiminde faaliyet gösteren santrallerin bölgesinde havaya salınan su buharı ve diğer gazlar tarım alanlarını nasıl etkiliyor? Soluduğumuz havaya etkileri neler? Ya da zararları yıllar sonra anlaşılacak şekilde tarım bölgesinin iklimini değişiyor olabilir mi? Yıllar içinde bölge halkının geçim kaynağı olan ürünler, üretilemez hale gelir mi? Ya da hava kalitesinin değişmesi neticesinde tarımsal ilaçların kullanımı artar mı?

İşte bu soruların cevaplarını şimdiden net olarak söylemek zor. Bu nedenle taraflar kendi açılarından bakarak haklı ve olumlu yönleri anlatıyor, olmadı diretiyor. Mesala çiftçi şöyle bir şey söylüyor. Bizim bu Gediz ovasında yeni başlayan jeotermal çalışmaların üzümler üstünde etkisi yıllar sonra ortaya çıkarmış. Kim dedi; valla Aydın tarafında Buharkent kaynaklı incirler hasat edilemeden çürümeye başlamış. Ya da astım hastalığı artmış. Bunlar yabana atılır türden iddialar değil. Çünkü bugünden yarına bu etkileri anlamak mümkün değil. Yaşanılarak görülecek. Görülecek ama, bölge halkının haklı endişeleri için bu konuda çevre değerlendirme çalışmaları çok titiz yapılmalı. Neden, çünkü öncelikle yüzyıllardır o topraklarda yaşayan insanların hakkı, hukuku gözetilmeli de ondan.

Diğer yandan elektrik üreticileri ise; bölgedeki istihdama katkı yapacağız, şu kadar alanı ağaçlandıracağız, çıkan sıcak su(henüz belli bir proje yok ama) ısınmada kullanılacak gibi argümanlarla yatırımlarını anlatmaya çalışıyor.

Daha fazla sözü uzatmadan elektronik postamıza düşen JESDER’in (Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği) tam da bu türden bir çalışmasını paylaşalım. Yer Aydın Germencik… Dernek Başkanı Ufuk Şentürk’ün toplantı yaptığı katılımcılara, yatırımcılar cephesinden yaptığı konuşmanın özeti şöyle;

“Jeotermal sektörünün önde gelen yatırımcıları Jeotermal çalışmalar nedeniyle tedirgin olan yöre halkının önyargılarını kırmak amacıyla sektör hakkında yanlış bilinenlere açıklık getirdi.

Santrallerde kullanılan jeotermal sıcak suyun buharı ne oluyor?

 jeotermal su ile birlikte kuyulardan yeryüzüne hangi gazlar geliyor?

Çevreye, tarıma ve insan sağlığına zararları neler?

JESDER (Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği) Başkanı Sayın Ufuk Şentürk konuşmasına “Germencik halkını çok iyi anlıyoruz, endişelerinizin ve korkularınızın neler olduğunu biliyoruz. Duyduğunuz korkuların eksik bilgilendirmelerden kaynaklandığını yakından takip ediyoruz. Amacımız, oluşan bazı yanlış değer yargılarının en azından ülkemiz ve yöreniz halkına faydalı olduğuna inandığımız yerli-milli ve yenilenebilir-temiz yegane enerji kaynağımız olan jeotermal kaynakların devletimiz tarafından konulan her türlü kurala uygun olarak çıkarıldığını ve işletildiğini sizlere anlatabilmek olacaktır” şeklinde konuştu.

Son 3 yılda artan Jeotermal çalışmalar çerçevesinde bazı araştırmalar yaptıklarını belirten Şentürk, “Türkiye'de yılda 46 milyar metreküp doğalgaz tüketiliyor. Bir metreküp doğalgazın yakılmasıyla 2.18 kilogram karbondioksit çıkmaktadır. Ülkemizi metrekareye bölersek, 131 gram metrekareye doğalgaz yakılması sonucu karbondioksit salınması mevcuttur. Ülkemizde ise 31 adet elektrik santrali vardır. Bu santrallerin saatte ürettiği karbondioksit miktarı ise 31 bin tondur. Ancak jeotermal enerji üreten santrallerden çıkan karbondioksit ise yaklaşık yüzde 1'dir. Bunu ülkemizde metrekareye böldüğümüz an metrekareye 3 gram düşer” dedi.

“Yerli, Milli ve Yenilenebilir Çevre Dostu Kaynağımıza Hep Birlikte Sahip Çıkalım”

Tüm bu veriler ışığında jeotermal kaynaklarımızın Aydın ve Türkiye için doğru kullanılması ve kurallara uygun işletilmesi gerektiğine vurgu yapan ŞENTÜRK, “ikincil yatırımlar için yerel yönetimler ve yatırımcılarımız sürekli temas halince olmalı, en az ayda 1 defa muhtarlarımız başta olmak üzere; STK’lar, kaymakamlar ve belediye başkanlarımız başkanlığında toplanarak varsa sorunlar tartışılmalı ve yeni yerel yatırım olasılıkları değerlendirilmelidir. Bunun için dernek olarak üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Yerli- milli ve yenilenebilir çevre dostu kaynağımıza hep birlikte sahip çıkalım” şeklinde konuştu.

Jeotermal santrallerin cirosu üzerinden yasa gereği ödediğimiz ve yerel yönetimlere aktarılması gereken yüzde 1 devlet payının JESDER olarak peşine düştük. Germencik halkı bu konuda devletimiz ve politikacılar aracılığıyla bu konunun takipçisi olmalı. Germencik özelinde Belediye’ye aktarılması gereken tutar 270 MW üzerinden yılda 18 milyon TL’dir. Bu tutar ilçenize yerel yönetimlerce hizmet olarak yansıyacaktır” dedi.

Biz yerel yönetimler ile iş birliği içerisinde faaliyetlerimizi sürdürme çabasındayız, defaten randevu taleplerimize olumlu yanıtlar alamadık oysa varsa sorunlarımızı dile getirerek çözüme ulaştırmanın yegane yolu konuşabilmektir. Bizleri yasa ve yönetmelikler çerçevesinde sürekli denetleyin ve bu denetim sonuçlarını tarafsızca yöre halkımız ve basın ile paylaşın, bundan hiçbir sıkıntı ve endişe duymuyoruz. Aksine bu biz yatırımcıları da yöre halkını da rahatlatacaktır” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Maren A.Ş. Genel Müdürü Mehmet Şişman ise "Doktor olan birisi Aydın'da jeotermalden dolayı insanlarda kanser oluyor derse, ben de olsam bu laflara inanırım. Siyasetçilerde korku salarak insanları bir yere yönlendirmektedir. İnsanları yanlış bilgilendirerek 'kanser olacaksınız, öleceksiniz' diyerek bilime ve ilime aykırı konuşuyorlar. Eğer bu bilimle ve ilimle ispatlanırsa, ilk önce bu santralde ben çalışmam" diye konuştu.

Özetle, jeotermalciler, havanızı diğer yakıt türlerine göre daha az kirletiyoruz, burada böyle atıl bir kaynak var niye değerlendirmeyelim, yerel yönetimlere şu kadar kaynak aktarıyoruz benzeri savunma yapmışlar ama, halk sağlığını ve bölgenin geçim kaynağı tarımı nasıl etkileyeceği konusunda bir tek bilimsel bir veri konuşmamışlar. İşte her anlamda emekleme aşamasında olan ülkemizden bir garip bilinçlendirme toplantısı daha…

comments powered by Disqus