HDP’nin ikidir yerel yönetimler üzerinden Doğu ve Güneydoğu’nun enerji kaynaklarından pay talebinin mantığını ve bunu gündeme taşırken Türkiye’nin her bölgesinden insanların yüreklerinde ve zihinlerinde oluşturduğu tepkiyi es geçmesini anlayan varsa beri gelsin.
Paylaşın:
2014-11-17 17:17:14

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Bu durumu tasvir eden birçok örnek verilebilir ama benim aklıma şu geldi, evin reisi babanın aylık bir geliri var ve yıllardır bununla ailenin iyi kötü geçimini sağlıyor. Lakin evin bıçkın ve asi oğlu da durmaksızın payının azlığından şikayet ediyor, sürekli harçlığının artırılmasını istiyor. O sadece kendini görüyor, diğer fertlerin mutluluğu pek umurunda değil.

Niyet okumaya hacet yok. Türkiye’nin kafasını, bölge kaynaklarının yüzde 20’sinin veya tamamının bölgede kalmasının mali sıkıntısının meşgul ettiğini sanmıyorum. Ayrıca da Kürt siyasetçilerinin bugünkü taleplerini boşa çıkaran bir gerçek önümüzde apaçık duruyor. O da;  Doğu’ya yapılan yatırım ve idari harcamalar ile genel olarak sağlanan mali desteğin, bölgeden elde edilen kaynaklardan kat be kat fazla olması. Biz kendi kendimizi yönetmek istiyoruz deniliyorsa, o biraz derin ve karışık bir konu zaten.

Burada konu enerji olduğu için işin mantığını sorgulamak niyetiyle yazıyorum. Karmaşık işleri çözerken basit anlatma tarafındayım. HDP’lilerin mantığıyla “O vakit Karadeniz’li HES’lerden pay istesin, Fiskobirliğe el koysun, Soma’lı madenin gelirini alsın, Egeli Tariş’in cirosu Ege dışına çıkarmasın, Antalya’lı yıllık 30 milyon turistin yüzde yirmisini biz ağırlıyoruz, buradan hisse isteriz.”desin. Hadi biraz daha ileri götüreyim, Türkiye ekonomisinin yüzde 60'nı oluşturan İstanbul'un bütün hasılatı kendine kalsın. 

Genelleme yapmak istemem ama bu her şeyi devletten bekleme, isteme, olmazsa cebri olarak yaptırma mantığını yıllardır çözebilmiş değilim ben. Anlayabilsek, terör sorunu da çözülürdü sanırım bugüne kadar.

Enerji tesislerinin gerekirse de işletilme tarafının yerel yönetimlere devrinden sözediliyor. Kim, nasıl yapacak bunu. IŞİD’in petrol kuyuları gibi mi olacak? Bu görüşlerimle zannedilmesin ki, hareket kabiliyeti kısıtlı hantal bir devletçi ekonomi anlayışını savunuyorum. Eğri oturup, doğru konuşalım. Kızmayın ama, reel politikte böyle bir şeyin olamayacağını biliyoruz. Hele de konu uluslararası stratejik güvenlik, vizyon, sermaye, bilgi gerektiren enerji ise .

Bir dönem Anadolu gezi tarzı televizyon programı yapıyordum, şahit oldum bir köyde. Kahveye oturmuş yetişkinler, 300 metre ilerideki içme suyuna hortum döşenmesini devletten bekliyor. Bu sırada kadınlar, çocuklar seferber olmuş, kaplarla, eşeklerle şu taşıyor evlerine. Halbu ki ahali alsa ellerine kazma-kürekleri suyu köyün merkezine getirmek sadece iki saatlik iş.

Haber olarak sitemizde yer verdik. Geçenlerde yine Kars’ın Kağızman İlçesi’nde Aras Nehri üzerinde kurulan HES santrali 4 PKK’lı tarafından önce ateşe verildi. Sonrasındaki yine tekrar bir saldırı yapıldı, çıkan çatışmada 3 terörist öldürüldü. HDP’nin niyeti üzüm mü yemek, yoksa bağcıyı mı dövmek? Eğer üzüm yemek ise PKK niçin bölgedeki enerji yatırımlarına saldırıyor?

Yıllardır bu tür vakaları duyarız. Bölgeye zenginlik, refah, istihdam getirecek yüzlerce proje PKK tarafından sabote edilir. Böylelikle aslında en büyük kötülük o bölge halkına yapılır. Tek tek anlatmaya satırlar yetmez.

İş dünyası penceresinden bakıldığında Doğunun birçok ilinde yatırım teşviki var. Bunu duyan yatırımcılar bir şekilde bölgeye gidiyor. Pozitif ayrımcılık diyerek kadın ağırlıklı istihdam politikaları bile oldu. Yalnız ne hikmetse bu heyecan üç beş yıl içinde söndürüldü. Fabrikalarına giden enerji hatları kesildi, direkler yıkıldı, iş makinaları yakıldı, şantiyelerdeki işçiler darp edildi, kaçırıldı hatta öldürüldü. Kamuda yıllardır süren öğretmen, sağlıkçı, kaymakam, güvenlik görevlisi dramlarını anlatmıyorum bile.

HDP’nin böyle bir talebi gündeme getirirken acaba Türkiye merkezi yönetimden,  eyalet sistemine geçti de bizim mi haberimiz yok.  Dünya’da böyle bir uygulama var mı? Herhangi bir ayrımcılık tehlikesi taşımayan özgürlükçü Fransa ve AB ülkelerinin dahi AB ve BM mevzuatlarında varolan ayrımcılığa kapı aralayacak bu fasılları bugün dahi kabul etmediklerini biliyoruz.

İstenen uygulama örneği Irak’ta 24 yıldan beri mevcut. Yani bizimkilerin ışığı da buradan geliyor. Kuzey Irak’taki Barzani yönetimi, üretilen petrol ve doğalgazdan yüzde 17 oranında pay almakta. Barzani, nihai amaçlarının bağımsızlık olduğunu zaten gizlemiyor. Ekonomik, siyasi ve askeri açıdan Bağdat’tan kopmak, uygun uluslararası şartlar oluştuğunda bölünmeyi resmileştirmek istiyor.

PKK’nın ve siyasi aktörlerinin de bu anlamda örneği Barzani gibi bir modeli adım adım uygulamak.

Bir kez daha üzerine basarak belirtelim. Türkiye’nin meselesi, bölge kaynaklarının yüzde 20’sinin veya tamamının bölgede kalmasının mali açıdan ne anlama geldiği değildir. Bölgede ve Türkiye genelinde terör mağduru herkesin acısını yüreğimizde hissederek diyoruz ki; niyet üzüm yemek değil, adım adım özerklik taşlarını döşemek olsa gerek.

Mehmet Ünlükara/Enerjiajansı GNY

comments powered by Disqus